beyaz's profile...hüzün...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
...hüzün...ya rahman! ne olur, beni sensiz bırakma... |
|||||||||||||||||||||||
Güzel yorumlarınızla alanıma renk kattığınız için şimdiden teşekkürler...
ecidal .wrote:
Göz kalbin elçisidir Göz kalbin elçisidir...Onun tarafından görevlendirilir. Güzel ve manzaralı bir şey bulmuşsa memnuniyet duyar. Fakat göz çoğu defa kalbin başını belaya sokar. Zira öyle güzelleri haber verir ki ne hepsini elde etmeye ne de ayrılıklarına tahammüle kalbin gücü yeter... Bakışlarını Allah' ın izni haricinde salıverenlerin hasretleri devamlı olur. Çünkü bakmak sevgiyi doğurur ve kalp bir alakaya sahip olur. Sonra bu alaka kuvvetlenir; vurgunluk derecesine varır. Ve kalbi kaplar. Göz bakmaya devam ettikçe vurgunluk hali kalpten ayrılmayacak bir sevgi halini alır. Artık kalp köle olmutur ve layık olmayana kulluk yapmaya başlar. Bütün bunlar bakmanın cinayetleridir... Bir kral iken şimdi bir esirdir o... Kalp düştüğü haller için gözden dert yanar. Göz ise: "Ben senin memurundum. Bana görev veren sendin." der... Bütün bunlar Allah'ın sevgi ve bağlılığından boş kalan kalplerin belasıdır...Kalp Allah'ı sevmek için yaratılmıştır. Bu yüzden sevgilisi "O" değilse kulluğu başkasınadır... İbn-i Cevzi
June 14
ahmed akwrote:
![]() Bir kez gönül yıktın ise Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yumaz değil Ne güzel yazmış gönüller sultanı koca Yunus. Gönül ne yüce. Allahın mekânı. Gönül ne derin içine alır tüm evreni, geçmişi geleceği. Şimdi düşünüyorum da gerek nefsin gerekse şeytanın etkisiyle ne çok gönül kırdım. Ne çok gönül yıktım şimdi yaşayanlardan helallik almanın, ebediyete intikal edenler içinse dua etmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Düşünüyorum da insan en çok gururundan ve maalesef kibrinden çekiyor ne çekiyorsa. Ruhunu arındırabilenlere elbet bir sözüm yok. Bu iki silah yerinde kullanılırsa çok güzel, yerinde kullanılmazsa insana zarar veren ve insanı baş aşağı götüren çok tesirli iki önemli faktör. Keşke insanlar nefislerinin heva ve heveslerine kapılıp da gönüller yıkmasalar. “Bu çeşme nasıl çeşme su içecek tası yok Kırma kimsenin kalbini yapacak ustası yok” Ne güzel demiş şair değil mi? Gönül kırmak ne kötü, gönül yapmak ne zor. Hâlbuki insanlar kendilerine hoşgörüyü esas alıp insani ilişkilerinde diğergamlığı, empatiyi geliştirip sulh esaslı yaşamalı. Formül bu olsa gerek. Ama heyhat!.. Bu sözlerin sahibi de gönül kırmaya ve yıkmaya devam ediyor. Gelin gönüller yapalım, gönül kırmayalım. Gelin gül devrini beraber kuralım. Sevgiyle, ümitle insanlarımızı kucaklayalım. Gönül kıran insanlardan olmayalım. selam ve dua ile Allah c.c. sizdende razı olsun beyaz kardeşim
June 12
ahmed akwrote:
selam ve dua ile kardeşim
May 7
ahmed akwrote:
Resûlullah (s.a.v) ile Ebû Bekr (r.a) Mekke-i mükerremeden hicret ederken bir mağarada üç gün üç gece kaldılar. Ebû Bekr (r.a) o mağaranın tavanında bir kuş gördü ki, yerinden hareket etmeyip, birşey yemez ve su içmez. Kuş dedi, _O kelimenin biri budur ki, aç olduğum zemân sana buğz edene la'net ederim; tok olurum. Susuz olduğum zemân, sana muhabbet edene, istigfâr ederim, kanarım.
hayırlı cumalar selamlar dua ile kardeşim
Apr. 3
ahmed akwrote:
Tükürün zalimlerin hayasız yüzüne!
![]() ![]() İşte, ey kardeşlerim! Eğer ehl-i ilhâdın dalkavukları sizi korkutmakla kudsî cihad-ı mânevînizden vazgeçirmek için size hücum etseler, onlara deyiniz: Bediüzzaman Said Nursî
Selam ve dua ile kardeşim
Jan. 31
![]() BEN SENİ ÖZLEMİŞİM Şiir tadındaydın sevgili Su gibi yudum yudum Hava gibi nefes nefes Ekmek gibi dilim dilim Ben seni özlemişim… Gözbebeklerinde yüzümü Dudaklarında adımı Hayalinde düşümü Canım deyip gülüşünü Niçin dolar gözlerim Niçin bulurdum ben Her şarkıda seni Niçin her hüzünlü şiir Derinden dağlarmış yüreğimi Ben seni özlemişim… Yokluğunda üç gece Titrediğini ellerimin Delice çarptığını Yaralı yüreğimin Saklasam bilmeyeceksin Bilmelisin ki bir'sin Her an benimlesin Ben seni özlemişim… Nereden baksan ayrılık Nereden baksan yoksulluk Nereden baksan sensizlik Ölüm gibiymiş bana Yaşayıp bilmeliymişim Ben seni özlemişim… Uykusuz gecelerde kalmayı Senle sevdalara uyanmayı Yangınlarda suya kanmayı Yeniden sana sevdalanmayı Ben seni özlemişim… Ayrılık nasıl olurdu Ölüm gibi yokluğun Sensiz gecelerde benim Bir şey var farkında olduğum Ben seni… Yanı başımda iken özlemişim...
Jan. 22
ahmed akwrote:
Jan. 16
UmUr ---wrote:
![]() İnternet denilen şu alemde, spaces diye anılan bu ortamda bu gün öyle kişiler, öyle spacesler gördüm ki erkek olduğum halde ben utandım.
Allahım; şu sayfalar arasında etini satan da var, Seni anan-anlatan da... Bu kardeşimden ve burada ona destek olanlardan razı ol.
Jan. 13
UmUr ---wrote:
'İslam'a göre hayvanı besmele ile kesmek neden şarttır' sorusundan hareket eden bilimadamları, besmeleli ve besmelesiz kesilen etleri inceledi. İşte sonuç: Halka ve Olaylara yazarı Osman Özsoy köşesinde kaleme aldığı Kurban ve Besmele konusunda çarpıcı tespitlerde bulundu. : "Besmeleli etlerde her hangi bir mikroba rastlanmıyor, Besmelesiz etlerin teşhisinde ise, sürekli çoğalan, büyük ölçüde zararlı mikrop ve bakteriler tespit ediliyor" İşte osman Özsoy'un konu ile ilgili çarpıcı yazısı: Kurban ve Besmele Kurban kesimi konusunda okuduğum ilginç bir araştırmanın sonuçlarını sizlerle paylaşmak için, uzun zamandır bekliyordum. Nitekim o gün geldi çattı. 2 gün sonra bayram. İmkanı olan Müslümanlar Perşembe günü kurbanlarını kesecekler. Gelelim ilginizi çekeceğini düşündüğüm araştırmaya. Çeşitli üniversitelerde görev yapan ve tıbbın farklı alanlarında uzman olan 30 profesörden oluşan bir araştırma grubu, besmeleyle kesilen hayvan etleriyle, besmelesiz kesilen hayvan etleri arasında herhangi bir fark olup olmadığını ortaya koymak amacıyla laboratuar ortamında deneysel incelemeler yapıyorlar. Besmelenin sırrı ... Bilim adamları, hayvan kesimi sırasında dinen yerine getirilmesi zaruri olan �Bismillah, Allah(c.c.)u Ekber� sözünün kesilen etler üzerindeki herhangi bir etkisi olup olmadığını araştırınca şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşıyorlar. Araştırmanın metot ve tekniği konusunda bilgi veren Şam Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nebil Şerif; �Besmele ile kesilen kuş cinsi hayvan, sığır ve küçük baş hayvanların etlerinden ve besmelesiz kesilen aynı cins hayvanların etlerinden ayrı ayrı nûmuneler alarak özel laburatuvarlarda uzun süreli mikroskobik incelemeler yaptıklarını söylüyor. Sonuçta, Besmele ile kesilen hayvan etlerinin numunelerinin açık kırmızı gül rengini aldığı, besmelesiz kesilen et nûmunelerinin ise, siyaha yakın koyu kırmızı bir renge büründüğünü görülüyor. Şaşırtan sonuç ... Prof. Şerif ayrıca, Besmeleli etlerde her hangi bir mikroba rastlamadıklarını, Besmelesiz etlerin teşhisinde ise, sürekli çoğalan, büyük ölçüde zararlı mikrop ve bakteriler tespit edildiğini söylüyor. Besmelesiz kesilen etlerin dokularındaki kanlarda iltihaplı akyuvarlar ve alyuvarlar tespit edilirken, Besmele ile kesilen etlerin dokularında ise, buna benzer herhangi bir sonuca rastlanmadığı tespitinde bulunuluyor. Araştırmada yer alan bilim adamlarında Dr. Abdulkadir Dirani: �Kuran�da; Allah(c.c.) adı zikir edilmeden kesilen hayvan etini yemeyin� şeklindeki İlahi emre rağmen; hayvan kesiminde kimi zaman besmelenin ihmal edilmesi, bizleri bu konuyu bilimsel olarak araştırmaya sevk etti. Besmele ve tekbir ile hayvan kesimi konusunu araştırmaya başlarken, ekipteki bazı arkadaşlar konuya baştan soğuk baktılar. Ancak araştırmalar sırasında her safhada çarpıcı sonuçlar ortaya çıkınca, ekibin konuya olan ilgisi de artmaya başladı. Besmele ve tekbirle kesilen hayvan etlerinde, Besmelesiz kesilen hayvan etlerinin aksine, et dokularında kan ve mikropların bulunmaması, besmelenin büyük bir mucizesi olarak karşımıza çıktı� şeklinde görüşlerini dile getiriyor. Araştırmayı yürüten grup adına Kuveyt Haber Ajansına açıklama yapan Prof. Dr. Halid Halave ise, laboratuar ortamında yapılan deneylerde, besmelesiz kesilen sığır, küçük baş ve kuşların et dokularında pıhtılaşmış kan, çoğalmaya müsait bakteri ve mikroplar tespit edilirken, besmele ile kesilen hayvan et dokularında ise kan, mikrop ve bakterilere rastlanmadığını ifade etmiş. Kesim farkı ... Aynı üniversitenin Veteriner Fakültesi Et Sağlığı Bölümü Profesörlerinden Fuad Nima; Dünyanın birçok ülkesinde uygulanan, hayvanların uyuşturularak öldürülmesi işlemi sırasında kanın vücutta kalması, bu tür etlerin daha çabuk bozulmasına neden oluyor. Halbuki, kesim anında çekilen besmele ve tekbirin, hayvana yaptığı tesir ve heyecanın, hayvan organ ve adalelerinde meydana getirdiği hareketin kanın azami miktarda dışarıya atmasına yol açtığını ve hayvanların daha az eziyet çektiğini tespit ettiklerini belirtiyor.
Jan. 13
ahmed akwrote:
Huzur ve gönül genişliğine ulaşmanın en güzel anahtarlarından biri Kur'an-ı Kerim'i çokca okumaktır. Çünkü Allah Teala kitabını “ruhlara şifa, akıllara rehber, kalplere rahmet” vasfıyla tanımlıyor. “Rahmet” sıfatıyla vasıflandırıyor.
"Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: Ancak Allah'ın lûtuf ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır" (Yunus, 57, 58 ). "Biz, Kur'an'dan öyle birşey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır" (Isrâ, 82). Allah dostları Kur’an’a sırtını dönen kişiyi evine giren güneş ışığını perde çekerek engelleyen hasta bir kimseye benzetmiştir. Dolayısıyla Kur’an gibi bir şifa kaynağı varken başka yerlerde gönüllere şifa aramak ne büyük yanılgıdır. Mutluluk İstiyorsan Bâtın’ın Gibi Zâhir'ine de Önem Ver Kimi hikmetli söz söyleyenler der ki; “Gönlün sefası, libasın sefası iledir”. Bir başkasında ise “Üstü başını temiz tutmayanlar gönüllerini de köreltirler” Gönül huzurumuz, mutluluğumuz, öz güvenimiz için, iç dünyamız gibi dış görünümümüze, temizliğimize de önem vermemiz gerekiyor. Çünkü temizlik konusunda yeterli hassasiyet göstermemek, çalışma ve ev ortamındaki düzensizlik, insanı huzursuz eden önemli etkenlerdir. Maneviyat kadar maddi temizliğin önemi üzerine Allah Teala Resulüne hitaben şöyle buyuruyor: “Ey bürünüp sarınan (Resülüm)! Kalk ve insanları uyar. Sadece Rabbini büyük tanı. Elbiselerini tertemiz tut. Kötü şeyleri terk et.” buyuruyor. Bu dinin hakikatine vakıf olanlar bilirler ki İslam, kulun hayatını her yönüyle düzene s****k için indirilmiştir. ABD kongresinde “Kainat bir düzen üzerine kurulmuştur” ifadesi yer almaktadır. Elhak doğrudur. Bütün semavi dinlerin şeriatında düzenli bir hayatın gerekliliğine vurgu yapılır zaten. Allah kainatı bir düzen üzerine yaratmış ve kullarından da düzenli bir hayat yaşamayı istemektedir. Tabii ki kendilerinin huzuru için. La Tahzen / Üzülme "Mükâfatın büyüklüğü belanın büyüğü ile beraberdir. Allah bir kavmi severse onları (bir derde) uğratır. Kim kadere razı olursa, ona Allah'ın rızasına erişmek vardır. Kim öfkelenirse ona Allah'ın gazabı vardır.” (Tirmizî) Güzel Bir Hayat Yaşamak Çok Mu Zor? Sıkıntısız, endişesiz, üzüntüden, korkudan uzak “güzel bir hayat” herkesin özlemidir. Ancak pek çoğumuz bunun imkansız olduğunu düşünürüz. Oysa bu öyle zor ulaşılacak bir hedef değildir. Allah teala güzel bir hayat yaşayabilmenin yolunu mümin kullarına Kur'anı Kerim'de gösteriyor aslında. Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97) Ayeti kerimeden de anlıyoruz ki güzel bir hayat için iki önemli şart var. Birincisi Allah Teala'ya hakkıyla iman ve salih amel. Bununla elde edeceğimiz kazanç ise; dünya ve ahirette güzel bir hayat, hepsinden önemlisi Allah Teala'nın rızasına ve mükafatına nail olmak var. Dolayısıyla güzel bir hayat yaşayabilmenin en temel kuralının alemlerin Rabbine iman olduğunu bilmemiz gerekiyor. İman olmadan diğer sebeb ve imkanlara sahip olmak güzel bir hayat yaşayabilmek için asla yeterli değildir. selam ve dua ile kardeşim
Jan. 12
.
Dec. 1
Nov. 30
Nov. 29
Nov. 23
Nov. 20
HÜZÜN
Yıllardır yitirdiğim güneşi arıyorum
Hüznümü kollarıma sımsıkı sarıyorum
Sanki dev bir kasırga emiyor yüreğimi
Yoksa bu derin acı ruhumun gömleğimi
Bu hayal, bu pelerin giyen esrarlı kadın
Uçan kelebeğe mi, dudağımda feryadın
Kâh görünüp kaybolan, kâh konan pencereme
Kâh demir yumruk gibi sıkışan hançereme
Nurullah GENÇ
Nov. 16
ahmed akwrote:
~Yitik Zamanları Bulmak~ Dar zamanlı bir hayatı yaşar insan. Başı sonu olan bir hayatı tüketir. Tükenir. Hayat geçicidir. Geçiciliği fark ederek yaşayamaz her an. An gelir, zamanın az kaldığını fark eder. selam ve dua ile kardeşim
Oct. 22
ahmed akwrote:
AVUÇLARIM YETMEDİ YÜREĞİME
Hayatta hep gülmeyi seçtim ben. İçten,yürekten gülmeyi sevdim herkese. Bir gülümsemeyle sevgiler büyürdü içimde. İnsanlara sevgimi o kadar çok yansıtmalıydım ki; beni tanımalarına yardımcı olabilmek adına öylesine sevgimi yaşattım ki; şimdi onlara her bakışımda sanki kendimi görüyormuş gibi olmayı seçmişim meğerse… Kalplerine yüreğimdeki o saf ve yaşanılası sevgiden avuçlar dolusu uzattım. Belki hemen almak istediler belki tereddüt ettiler, belki de hiç umursamadılar avucumdakileri. Umursamayanlar kim bilir belki de korktular?... Onlar avuçlarımda uzattığıma sadece baktılar çünkü. Bazen sadece bakmak yetmiyor,görmek gerekiyor. Bakmayı bilen gözler görmesini de bilir oysa. Onlar göremiyorlar mı??... Avuçlarımda uzattığım kalbimdi,sonsuz sevgimdi oysa. Sevgimden yudum yudum almayı seçenler,beni tanıyorlar mıydı yoksa?.. Yoksa hiç tanımadan gördüler mi bendeki beni? Onlar bakmayı istemediler. Görmeyi bildiler. Çünkü bunu istediler. Sevgi onun sayesinde kalplerimize aşınmış en güzel duygu iken yaşatmasını ve yaşamasını istemeyen yüreklere ve gözlere inat onlar kalplerindekini,avuçlarda da olsa onlara uzatılan sevgi ırmağını seçtiler. Her yudumda biraz daha onu yaşamak isteyenler oldu aslında. Kendimden öylesine fışkırıyordu ki bu sevgi suyu;avuçlarım yetmedi yüreğime. Doldu…Taştı… Bir yerlerden sesler geliyordu kulaklarıma,”Akıt sevgini… Herkes yaşasın! Sende onu yaşatmak isteyenler ve yaşatanlar gibi herkese ikram et sevginden. Yaşandıkça çoğalsın! Hatta taşsın! Yeter ki ziyan olmasın! Değeri bilinsin! Çünkü sevgin ondandır. Kaynağın oradandır! Rızası için sev,rızası için sevil! Akıt sevgini… ”Kulaklarımda uğuldayan bu sesler,kalbimden gelenlerdi. Öylesine sevmeyi ve sevilmeyi bekliyordu ki kalbim,sığmıyordu hiçbir yere. Şimdi doğduğumdan bu yana yaptığım gibi yine devam ediyorum sevgimi arttırmaya. Nasıl ki kendi rızkından bir fakiri her doyuruşunda daha da çoğalıyorsa nimetlerin,sana verilenler,benim ki de öyle bir durum işte. İkram edildikçe çoğalan,taşan,yerinde duramayan... Hayat küçücük ellerde sunulmuş bir yudum su gibidir benim görüşümle. Onu almasını ve bir yudumu,yudum yudum içmesini bilenler;s evgiyi yaşamayı ve yaşatmayı isteyenlerdir kalplerinde. Hayatı avuçlarda sunulan sevgi ırmakları ile yudumlayabilmek, ona biraz daha yakın kalabilmek, rızasıyla yaşayabilmek, sevgisini layığıyla herkese sunabilmek, benim deyişimle “ikram edebilmek”,ikram ettiğimiz sürece çoğalabilmesini başarabilmek duasıyla…. selam ve dua ile kardeşim Allah c.c. razı olsun
Oct. 13
ahmed akwrote:
Hz. Yusufun Duaları
(Yusuf) Dedi ki: Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum. (Yusuf Suresi, 33)
Ayette bildirildiği üzere Hz. Yusuf, duasında içinde bulunduğu durumu samimi olarak itiraf etmiştir. Bunun ardından hapse atılan Hz. Yusuf, yıllar boyu orada kaldıktan sonra, Mısırlının karısının da Hz. Yusufun masum olduğunu söylemesi üzerine zindandan çıkarılmıştır. (Yusuf Suresi, 51-54) Tüm bu sıkıntıların ardından Hz. Yusufun duası kabul edilmiş ve kuyuya atılma ile başlayan olaylar, ülkenin iktidarında söz sahibi olmasıyla devam etmiştir. (Yusuf Suresi, 56)
Böylece iktidar sahibi olan Hz. Yusuf, kendisini zindandan çıkararak hazinenin başına geçiren Allaha şükretmiştir. Hz. Yusufun dünyada Müslüman olarak ölmek ve ahirette de salihlerle birlikte olmak için şöyle dua ettiği bildirilmiştir:
Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat. (Yusuf Suresi, 101)
selam ve dua ile kardeşim
![]()
Oct. 11
ahmed akwrote:
![]() Kimseler anlamasın beni! Züleyha'nın zindanında "Yusuf" anlasın, Leyla'nın çöllerinde "Mecnun" anlasın, Şirin'in dağlarında "Ferhat" anlasın, Aslı'nın yüreğinde "Kerem" anlasın, Sen anla… Beni kimseler anlamasın! Gözyaşlarını yüreğinde biriktiren "hüzün" anlasın, Yaprakları sararmış "hazan" anlasın, Karanlıkları örten "güneş" anlasın, Güneşe örtü olan "gece" anlasın, Sen anla… Beni kimseler anlamasın! Bembeyaz düşlerine karalar düşen "Kudüslü çocuklar" anlasın, Sessizliğin içinde saklı "sesler" anlasın, Acılarla ağırlaşan "hayat" anlasın, Yenilgilere alışmış "kalbim" anlasın, Sen anla… Beni kimseler anlamasın!. Martılara hasret "deniz" anlasın, Baharına hasret "çiçek" anlasın, Ölümüne hasret "hayat" anlasın, Sen anla. Ey Rabbim, Sen anla! Nurdal Durmuş Mübarek Ramazan Bayramımız hayırlara vesile olur inşallah selam ve dua ile
Oct. 1
Mutlu Kösewrote:
BIN DAMLA SERILSIN YUREGINE, BIN MUTLULUK DOLSUN GONLUNE, BUTUN HAYALLERIN GERCEK OLSUN, DUALARIN KABUL OLSUN BU BAYRAMDA... RAMAZAN BAYRAMIN MUBAREK OLSUN!
Oct. 1
ÇEŞMİ SİYAHIMwrote:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Sept. 28
ahmed akwrote:
Günlük hayatta toplumu kucaklaştıran İslamî davranışlar..
Bir ayet–i kerime bize şu açıklamayı yapıyor: –Allah sizden kolaylığı ister zorluğu değil!. (Bakara–185) Ne var ki bizler öylesine zorluklar çıkarıyoruz ki, sanki İslam’ı yaşamak her adamın kolayca başarabileceği bir hayat tarzı değildir. Onu ancak farklı vasıflara sahip seçilmiş insanlar yaşayabilir, der gibiyiz bazen. Bugün sizlere bir kısım hadislerden özetler arz edeceğim. Göreceğiz ki, İslam’ı yaşamak, hatta sevimli bir Müslüman olmak hiç de öyle zor değildir. Mutlaka şu kadar paraya sahip olacaksın, şöyle maliyeti vardır, böyle vasıfların sahibi bulunacaksın, gibi peşin şartlar söz konusu değildir. Tam aksine, hemen herkes hiçbir maliyet ödemeden Rabb’inin razı olacağı ahlaka sahip olabilir. Resulüllah’ın şefaatine nail olacağı davranışları uygulayabilir.
Buyurun, hadislerin haber verdiği kolay Müslümanlığa, sosyal davranışlara birlikte bir göz atalım. –Durumunuz müsait değil mi? Fazla sadaka veremiyorum diye üzülüyor musunuz? Sakın çaresi yok sanmayın. Hiçbir maliyet ödemeden sadaka sevabı kazanabilirsiniz. Yeter ki, karşılaştığınız insanlara tebessümle bakın, tatlı dille muhatap olun. Sadaka sevabı kazandınız gitti. Bakın Efendimiz ne buyuruyor: –Müminin mümine karşı tebessümü, sadakadır! Yeter ki güler yüz, tatlı dil sizin vazgeçilmeziniz olsun. Basite alıp da mühimsemezlik etmeyin. Tebessümle bakmayı kendinize ahlak edinin.. –İstemeyerek maruz kaldığınız günahlarınızın ağırlığından kurtulmak mı istiyorsunuz? Hiç ümitsizleşmeyin. Bu da sizin için kolay. Yeter ki karşılaştığınız dostlarınıza önce siz elinizi uzatıp musafaha yapacak kadar yakınlık gösterin, sıcak davranın. Bunun için de Efendimiz Hazretleri şöyle buyuruyor: –İki mümin karşılaşınca biri elini uzatıp da sevgi ile musafaha ederse ağaçlardan sararmış yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür!. Evet. Bu sıcaklığı gösterin, bu sevecenliğe talip olun. Rahatladığınızı siz de hemen hissedeceksiniz.. –Sıkıntılı günlerde Allah’ın yardımını mı istiyorsunuz? Bu da mümkün. Yeter ki siz de çevrenizdeki sıkıntıya düşenlerin yardımına koşun, ilgi gösterin. Bunun için de Efendimiz şöyle buyuruyor: –Allah kulunun yardımcısıdır. Kul, kardeşinin yardımcısı olduğu müddetçe! –Allah’ın merhametinin size de ulaşmasını mı istiyorsunuz?. Bu da zor değil. Yeter ki siz de Allah’ın kullarına merhametli, şefkatli davranın. Bunun için de Efendimiz şöyle buyuruyor: –Siz canlılara şefkat gösterip acıyın ki, Allah da size merhamet edip acısın!. –Allah’ın sevdiği kâmil mümin mi olmak istiyorsunuz? Bu da zor değildir. Yeter ki din kardeşinizle üç günden fazla küs durmayın. Bunun için de Efendimiz şöyle buyuruyor: –Kâmil Müslüman, din kardeşiyle üç günden fazla küs durmaz!. Demek ki kırılıp incindiğimiz, yahut da kırıp incittiğimiz kimselerle en fazla üç gün dargın durabiliriz. Daha fazlası bize de muhatabımıza da helal olmaz. Şayet kâmil Müslüman olmak istiyorsak.. –Hayırlı Müslüman mı olmak istiyorsunuz? Sakın hayırlı Müslüman olmak çok zor sanmayın. Bu da çok kolaydır. Yeter ki çevrenizdeki insanları sevin, onlar tarafından da sevilin. Hayırlı Müslüman oldunuz gitti demektir. Bu konuda da şöyle buyuruyor Efendimiz: –Mümin çevresini sever, sevdiği çevresince de sevilir. Bundan sonrasına dikkat edin. Hadisin devamında ikaz var: – Sevmeyen, sevilmeyen müminde hayır yoktur!. ………….. –Ne dersiniz bunlara? Çok mu zor, yoksa çok mu kolay? –Çok kolay değil mi? Hiçbir maliyeti yoktur. Hemen herkes uygulayabilir. –Öyle ise ne duruyorsunuz? İslam’ın, toplumu kucaklaştırıp kaynaştıran bu tavsiyelerini hemen uygulayın. Eksik etmeyin yüzünüzdeki tebessümünüzü. Uzatın elinizi musafaha edip tokalaşmak için.. Küs durmayın kimseyle. Yardımcı olun herkese.. Şefkatli davranın tüm insanlara.. Huy edinin bu güzel davranışları. Ahlakınız olsun güler yüz, tatlı dil. Sevin, çevrenizce de sevilin... İşte size Allah’ın razı olup, Resulü’nün sevdiği kolay Müslüman ahlakı. Maliyeti olmayan, herkes tarafından kolayca uygulanabilen sünnet tavırlar, sevap getiren ameller... -Ahmed Şahin- selam ve dua ile kardeşim Ramazan bayramınız mübarek olsun.
Sept. 28
MEVLANA MEVLANAwrote:
![]() RABBİM BİZE SEN SAHİP CIK SEN SAHİP CIKARSAN BİZİ KİMSE YIKAMAZ AKLIMIZI KALBİMİZİ RUHUMUZU MUHABBETİNLE DOLDUR BİZİ BU DUNYADAN AYRILIRKEN ARKASINDA BİR TANE BİLE KIRGIN GÖNÜL BIRAKMAYAN MUHABBET FEDAİLERİNDEN EYLE AMİN.
Sept. 19
ahmed akwrote:
Umudunu Yitirmeyenlere!.. Hayata toz pembe bakmak değil bu! Belki zor, belki zahmetli ama başka şey umutlu olmak, umutla bakmak, umudu taşımak yüreğinde. Mücella Mersan
Sept. 19
|
June 12 Konuşulan konu “Allah’ım, beni bana bırakma,Adını dilimden uzak tutma,”...
Alıntı “Allah’ım, beni bana bırakma,Adını dilimden uzak tutma,”... Sevmek; kulun muradıdır Sevmek; kulun muradıdır Sevmek; elinde bulunan bütün varlığı sevdiğine bağışlayıp, senden sana hiç bir şey kalmamasıdır. Onun verdiğinden başka birşey almamandır. Onu da alırken sevdiğinin rızası için almandır. Sevmek; Aşkın nârında yanabilmek, Sevmek; Yandıkça insan olunduğunun farkına varabilmektir!.. Sevmek; Kah bulutların üzerinde gezinmek, Kah yeryüzünde sürünmektir!.. Sevmek Delilerle sır boncuğu dizebilmek, Her çirkinlikte bile bir güzellik görebilmektir!.. Sevmek; bıkmadan usanmadan sabırla yol beklemektir Sevmek ; sahiplenmektir, korumaktır. Sevmek ; şefkattir, merhamettir Sevmek ; Nakış nakış dokumaktır duygularını. Sevmek ; Yaratılanı hoş görmektir yaratandan oturu. Sevmek; Gerektiğinde nefsine durdiyebilmek, Sevmek; Her şeyden önce gururunu yenebilmektir!.. Sevmek ; Cesur olmaktır Sevmek ; en olmadık yerde hayatını ortaya koyabilmektir Sevmek; Neden ve ne olursa olsun, kin beslememek, nefret etmemektir!.. Sevmek; Konuşmadan anlaşabilmek, Sevmek; Soğuk kış gününde paylaşabilmektir bir tek kocuğu, Sevmek ;duyguların en asilidir Sevmek; neslin devamını sağlamaktır Sevmek; Her karara saygı gösterebilmek, Paylaşmayı kabullenmektir. Sevmek; İncinsen de, kırılsan da asla küsmemek, Sevmek; Sanki hiçbir şey olmamışçasına, çarpıp çıktığın kapıdan dönebilmektir!. Sevmek; Yetti gayri dememek, Sevmek; Yorulmak nedir?.. Usanmak nedir?..Bilmemektir!.. Sevmek; Ona yürürken ayagına batan dikenlerin acısını hissetmemektir... Sevmek; kendi tarafından olan çoğu, az görüp, sevdigin tarafından olan azı, çok saymaktır... Ey bütün kainatı, Sevgili Muhammed (s.a.v.)'in aşkıyla, sevgisiyle yoktan var eden Yüce Rabbim! Bizi sensiz, yüreğimizi merhametsiz, Muhabbetimizi Muhammed (s.a.v.)'siz bırakma AmiN alıntı April 30 Kimselere DiyemedimÖyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb’im. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim “cız” etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım “çok sonralar”a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin. Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. “Beni bana bırak!”larla durdum huzuruna; içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana. İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim. İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, “emrolunduğum gibi dosdoğru olma”nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. “Sırası değil!”di; “hele dur; sonra da olur!”du. En Sevgili’ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım. Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin. İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı veriyor ya… Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, “bitmez şimdi bu namaz!” dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı. Bir Sen duydun beni ey Rabb’im. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun. İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı… “Aradan çıkarmaya çalıştığım” oldu namazı. Geçiştirdim namazı. Bir “sorun”du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim. Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda “aferinler” fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadın. Utandırmadın. Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb’im. Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte böyleyim; yine “bana ait”lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım? Senai Demirci March 23 Bilgisayar ve İmanCami imamı Abdullah hoca , resmi işlerini yaptırmak için kaymakamlığa gider. Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet- cafenin yolunu tutmak zorunda kalır. Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim 'fesuphânallah' lar,estagfirulla h'lar cektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe: CEN.NET CAFE Cafe işleten delıkanlıya: - Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin? - Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim. Abdullah hoca başlar beklemeye. Boylelikle bulundugu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline. Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır. Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur. Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan cikamiyorlarsa, ayrı telden ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir 'fesuphanallah' Bir 'fesuphânallah' daha çeker ve: - Ähir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur. En azından bu da bir hürmet ifadesidir. 'Aferin' derken içinden, hayflanır, istemeden: - Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar. Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir: - Delikanlı sana bir ş ey soracağım ama bilmem ne düşünürsün? - Buyurun amca, ne soracaktınız? - Sen Allah'i bilir misin? Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği joleli saçları, her baktığında bir 'fesuphanallah' daha çektiği sakal şekliyle bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır. Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak: - Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca? Hayretle sormaktan alamaz kendisini: - Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah'ı, bana bir anlatır mısın? Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir: - Bu bilgisayar ile biliyorum amca. - Bunlarla mı? Pek anlayamadım. - Bu bilgisayarları n varlığı benim nazarımda Allah'ın varlığının en açık delillerinden biridir. Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca,böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknol oji ile var olabilir. Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını, mutlaka birisi tarafindan yapılmış olduğunu söyler sana. Meselâ Darwin kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki: 'Bu alet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.' Darwin bile 'çüş lan deve' der. Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir: - Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım? - Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlı, hepsi bir program tarafından idare ediliyor. Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur; Yani bir anlamda da farzi muhal buranın tanrısı benim. Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor. Hemen yakaliyorum onları. 'Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle? Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılacağınızı mı zannettiniz? 'Paramız yok abi! ' derlerse; 'Yok öyle yağma! ' deyip cezalandırıyorum. Internet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camları silip tuvaleti temizlettiriyorum. Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insana? Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatı kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı? Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi? - Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah'ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin? -Ben Allah'ı hiçbir şeye benz etmeden bilirim amca. - Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım? Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti: - Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler. Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka. Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır. Kamerası vardır, ses düzeni vardiır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır. Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti. Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu. Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama muhabbete devam etmek istedi. - Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun? - Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum. - Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardımcı olabilirim belki evlâdım. - Neler yapmam gerektiğine dair şuradan biliyorum amca: Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş. Ben de gönlümde sadece O'na ve sevdiklerine yer vermeliyim, O'nun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım. İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman O'nu soylemeli, O'nu anlatmalıyım. Son olarak bana verdiği bu bedeni onun razı olacağı şekilde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu O'nun yolunda eskitmeliyim. Benim bildigim bundan ibaret. - Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki! - Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki! Gidilecek yolu bilmek ayrı, usuluyle yolda yürüyebilmek apayrı bir şey| Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse, Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFS virusunu aktif hale getiriyor. Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir antivirus programı bulmam lazım belki de.. - Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: NAMAZ - Eveeet amca, NAMAZ anti-virus programlarından birisidir. Hayat sistemine kurup, gunde beş kere da bağlanırız Böylece sürekli güncellenir. Neden ve Niçin Namaz???Namazın bu kadar mühim, bu kadar lüzumlu olduğuna inanmayanlar bir gün utanacaklar, hemde çok utanacaklar. İsterseniz bunu bir misalle anlatayım. Anne karnındaki bir çocuğun ağzı vardır, gözü vardır, kulağı vardır, eli vardır, ayağı vardır. Bütün aza ve cihazatı tam tekmil verilmiştir. Halbuki bunların hiçbirine orada lüzum yoktur. Orada çocuk, gıdasını, göbeğinden annesine bağlı bir hortumla almaktadır. Şimdi bu çocuk: - Ya Rabbi! dese, şu hortum bana yetmektedir. Pekiyi şu ağıza, şu göze, şu kulağa, şu ele, şu ayağa ne lüzum vardı. Hiçbir işe yaramamaktadırlar? Herhalde Allah’dan şöyle bir cevap alacağı muhakkak: - Acele etme kulum, aklın almadığı şeyede burnunu sokma. Sen kısa bir müddet sonra öyle bir aleme gideceksin ki burada ‘her şeyim’ dediğin hortum, orada hiçbir şeye yaramıyacak, kesilip atılacak. Lüzumsuz sandığın ağız, göz, kulak gibi şeylerde en lüzumlu cihaz durumuna geçecek. O çocuk bu gerçeklere inanmasa ve bir inkarcı olarak dünyaya gelse hakikaten hortumun işe yaramadığını, ebenin onu kesip kaldırıp attığını; lüzumsuz sandığı ağız, göz gibi cihazların devreye girdiğini, onlarsız olunmayacağını görse utanır mı, utanmaz mı? İnanmadığı için dizlerini dövermi, dövmez mi? Şuanda bizde, tıpkı o çocuk gibi bir ananın karnındayız. 9 ay, 9sene veya 90 sene sonra bir başka dünyaya doğacağız. O dünyanın adı ahiret. Biz şuanda dünya anamıza maddi hortumlarla, midemiz ile bağlı durumdayız. Eğer biz: - İşte geçinip gidiyoruz. Ya Rabbi! Şu Namaza, oruca, hacca, zekata, dine, imana, İslam’a ne lüzum vardı? Dediğimiz takdirde. Rabbımızdan şöyle bir cevap alacağımız muhakkak! - Ey kullarım! Kısa bir müddet sonra bu dünyadan çıkacaksınız. Öyle bir aleme götürüleceksinizki orada ‘herşeyim’ dediğiniz bu maddi hortumların hiçbiri işe yaramıyacak. Lüzumsuz sandığınız namaz gibi, zekat gibi, hac gibi ibadetler de en lüzumlu şeyler durumuna geçecek. Orada insanlara arabasına, parasına, servetine ve suretine göre değil; kalbine ameline ve ibadetine, namazına göre değer verilecek. Yani namazınız, zekatınız, orucunuz, haccınız, hayır hasenatınız, ahirette sizin için herşey olacak. El olacak, ayak olacak, dil olacak, dudak olacak, villa olacak, havuz olacak, senet olacak, berat olacak, uçak olacak, sonu olmayan zenginlik ve saadet olacak kısaca Cennet olacak. Eğer biz bilgiçlik eder, fen ve teknik asrında olduğumuzla şımarır, Rabbımızın hikmet lisanıyla buyurduğu bu gerçekleri kabul etmez, ibadetsiz bir tenbel veya bir inkarcı olarak ahirete gider, gerçekleri görürsek utanmazmayız? Hakikaten herşeyim dediğimiz hortumlarımızın, yani arabamızın, apartmanımızın, paramızın, pulumuzun hiçbir işe yaramadığını müşahade ederek, ibadetlerin herşey olduğunu anlasak o anne karnında ağzı lüzumsuz gören çocuk gibi mahçup olmazmıyız? Dizlerimizi dövmezmiyiz? Keşke inansaydık, keşke namazımızı kılsaydık, orucumuzu tutsaydık, zekatımızı tam verseydik, Allah için yaşasaydık, eşsiz insan şanlı Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’ın yolunda yürüseydik demezmiyiz? Pişman olacağın, dizlerini döveceğin o gün gelmeden aklını başına al... (Niçin NAMAZ, Vehbi Karakaş, S70-72) March 04 herşeyde bir hayır vardır...Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden tek bir kişi sağ kurtuldu. Dalgalar bu adamı küçük, ıssız bir adaya kadar sürükledi. Adam ilk günler kendisini kurtarmasını için... Allah’a yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı. Ama ne gelen oldu, ne giden… Daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklardan bir kulübe yaptı. Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve, pusula gibi eşyaları bu kulübeye koydu. Günler hep aynı şekilde geçiyordu. Balık avlıyor, pişirip yiyor ve ufku gözlüyor, kendisini kurtarması için Allah’a dua ediyordu. Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı, geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü. Duman dans ede ede göğe yükseliyordu. Başına gelebilecek en kötü şeydi bu. Keder ve öfke içinde donakaldı. Şimdi bu ıssız adada, başını sokabileceği bir kulübe bile kalmamıştı. "Allah’ım, bunu bana nasıl yapabildin?" diye feryat etti. O geceyi keder ve üzüntü içinde geçirdi. O kadar dua ettiği halde, başına bu olay geldiği için sitemler etti. Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı! "Benim burada olduğumu nasıl anladınız?" diye sordu bitkin adam kendisini kurtaranlara. Cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı: "Dumanla verdiğiniz işareti gördük!" Canımızı sıkan, göz yaşlarımızı inci gibi döküveren olaylar sessiz bir kurtuluş çağrısı, bir mutluluk davetiyesi belki de… İlk bakışta dayanılmaz gelen acı anlar, sonrasında kalbimizi kuş gibi hafifleten, ruhumuzu ısıtan tatlı tecrübelere dönüşüyor. Aydınlıkta seçemeyeceğimiz bir ışık, karanlık basınca fenerimiz oluyor. Keyfimiz yerindeyken burun kıvırdığımız tavsiyeler, yaslı anlarımızda imdadımıza yetişiyor. İyilik hallerinde sırt çevirdiklerimiz, zor anlarda sırtımızı dayadıklarımız oluyor. Hikayede yanan kulübenin dumanıyla kurtuluş umudunun yeşermesi gibi, yaşamımızdaki kırık dökükler, yıkıntı ve ziyanlar, kayıp ve yenilgiler yenilenmenin, yeniden doğuşun tohumlarını ekiyor aslında… Acı, derinlerinde gizlenen tatlı hediyelerle dolu. Yapmamız gereken, acıyla barışıp onu çözümlemek, gizlediği armağanı kalbimize buyur etmek. February 20 sevgi nedir???Sevgi doğuş Sevgi oluş Sevgi duruş Sevgi hasret Sevgi özlemdir Sevgi umut Sevgi çare Sevgi ölüm Sevgi kalım Sevgi isyandır Sevgi barış Sevgi yarış Sevgi ermek Sevgi Yunustur Sevgi Mevlana Sevgi Fuzuli Sevgi Nesimi Sevgi Ali Sevgi Osman’dır Sevgi Leyla Sevgi Mecnun Sevgi Ferhat Sevgi Şirin’dir Sevgi duygu Sevgi tutku Sevgi utku Sevgi hikemdir Sevgi insan Sevgi kan Sevgi damar Sevgi fikirdir Sevgi feda Sevgi vefa Sevgi yalnız Sevgi doğruluktur Sevgi vuslat Sevgi hicret Sevgi gurbet Sevgi çöl Sevgi yolculuktur Sevgi yürek Sevgi İbrahim Sevgi yakan Sevgi ateştir Sevgi türkü Sevgi şarkı Sevgi beste Sevgi şiirdir Sevgi kalem Sevgi selam Sevgi barış Sevgi esenliktir Sevgi çiğdem Sevgi menekşe Sevgi sümbül Sevgi gonca Sevgi güldür Sevgi eylül Sevgi hazan Sevgi hicran Sevgi hüzündür Sevgi diriliş Sevgi bahar Sevgi tomurcuk Sevgi kelebek Sevgi çiçektir Sevgi damla Sevgi su Sevgi yağmur Sevgi rahmettir Sevgi dağ Sevgi deniz Sevgi öteler Sevgi evrendir SEVGİ HERŞEYDİR... January 19 Ey yar...Vuslatım ömrüm kadar...Bugün yine hüzün düştü yüreğimin derinliklerine, yine sevda yamaçlarında dolanıyorum kendinden geçmişçesine Bağırıyorum avazım çıktığı kadar ama kimse sesimi duymuyor, çırpınıyorum ama bir türlü duyuramıyorum feryadımı… İçimde zelzeleler kopuyor, yüreğim paramparça sanki her bir azamı bölüyorlar satırla… Günahlarımın verdiği ağırlıktan tir tir titriyorum, acizlik içerisinde kıvranıyorum durmadan, yatağımın içerisinde iki büklüm ağlıyorum SENİN yokluğunun verdiği sancıdan,yanaklarımdan iki damla yaş süzülüyor usulcaİki damla kan akıyor yüreğimin derinliklerine Adını sayıklıyorum içten sessizce ve SENSİZCE… Hayatımın her bir karesi eksilerle dolu ve kapatmaya çalışıyorum ömrüm boyu! Ağzım yalan ve küfür kokuyor, ellerim boşlukta, ayaklarım sabit ve prangalı, beynim SENSİZLİĞİN mektebinde mıhlanıp kaldı, gözlerim yokluğundan körleşti, yüreğim yosun tuttu ve keçeleşti! Ey Yâr Ben ne Mekke’yim hüznüne ortak ne Medine’yim Sevdana tutsak, ne Ebubekir’im ’’Benden sonra bir peygamber daha gelse o sen olurdun dediğin’’, ne Ömer’im ‘’istemez misin dünya onların ahiret bizim olsun’’deyip onu adaletiyle övdüğün, ne Osman’ım ‘’Bir kızım daha olsa yine sana verirdim’’ deyip hayâsından hayâ ettiğin, ne Ali’yim ‘’ilmin kapısı’’deyip en çok sevdiğin kızını verdiğin, ne reyhanlarım dediğin Hz Hasan ve Hz Hüseyin’im, ne Bilal-i Habeşi’yim ‘’Cennette adımlarını benden önde görüyorum’’deyip ezan okumasıyla sükûn bulduğun, ne başını okşadığın Enes Bin Malik’im, ne Taif’im seninle ağlayan ve ne de Zeyd’im sana yoldaş olan Ama çok şükür ki ben; Ne Ebu Cehil’im kapımı 25 kez suratına kapatan, ne Ebu Leheb’im sana elleri kuruyasıca diyen, ne As Bin Vail’im İslam düşmanı olan, ne Ka’b Bin Eşref’im sana Ebter diyen, ne Ümmü Cemil’im yoluna dikenler döşeyen, ne Taif de yüzüne çarpan taşım, ne Uhut da dişini kıran okum, ne Ubey Bin Halef’im ‘’Senin Rabbin mi bu kurumuş kemikleri diriltecek’’deyip seni alaya alan, ne sana mecnun, şair, büyücü, sihirbaz diyen yahudiyim ve ne de mescit kuşu iken senin duanla zengin olup sonra islamı unutan Salebeyim! Ey Yâr sahi ben kimim? Neyim? Ben senden 14 asır ötede yüreğini SENİNLE avutan ama SENSİZ teselli bulamayan, en çok da yüreğini Gül’ün dikenine asmak isteyen Bülbül’üm! Ben Kerem gibi Aslıma ermek, Ferhat gibi aşkından dağları delmek ve elimin tersiyle itip tüm dünyalıkları ‘’çekil aradan Leyla ben Mevlamı buldum’’demek isteyen bir Mecnunum! Aşkından Mecnuna dönmek,pervane gibi ışığında durmak,Elif gibi her daim okunmasam da hep seninle olmak ve kardeşlerim dediğin o zümreye dahil olmak için çırpınan bir zavallıyım! Artık hayatın ritmi zorlaştı, tik taklar yavaşladı, son demlerimde SENİ bekliyorum, yoksa bana kırgın mısın EFENDİM? Ne olur gel ve Gül Çehrenle aydınlat çehremi SEN Gel ki hicranım dinsin! EY SEVGİLİ gönül kapılarımı sonuna kadar açtım SENİ bekliyorum! Ama SEN gelmezsen ben SANA geldim, ellerimde sevda ikliminden derdiğim güllerle, kalbimdeki en hoyrat sevgiyle, artık gülmeye bile mecalimin kalmadığı çehremle, SENİN firakından paramparça olmuş yüreğimle, sırtımda günah yüklü heybemle kapına geldim EN SEVGİLİ bağışlanma ümidiyle çarpıyor kalbim! Sallâllahû Aleyhi Ve Sellem alıntı January 11 yürüyeceksin![]() Sen yürüyeceksin… Sen ağlayacaksın,belki horlanacaksın, belki dışlanacaksın ama, sen yürüyeceksin.. Kimi zaman nefsin karşına çıkacak,kimi zaman çevren, kimi zaman ailen, kimi zaman gücü elinde tutanlar.. Ama sen yürüyeceksin… Belki anlamak istemeyecekler seni… Belki anlamazlıktan gelecekler… Belki gülecekler, belki küçümseyecekler ama, sen ’a dayanacak ve yürüyeceksin… Belki güvendiğin dağlara kar yağacak, belki belki tuttuğun dallar kopuverecek ama sen Rabbine güvenip yürüyeceksin… Belki sürüleceksin, belki taşlanacaksın,belki dışlancaksın, belki yalnız bırakılacaksın ama sen Rabbinin birlikteliğini bilip yürüyeceksin… Kimi zaman düşeceksin,kimi zaman çelme atacaklar ayağına, kimi zaman set çekecekler,yorulacaksın kimi zaman fakat, yoluyun yüceliğini bilecek, bismillah diyecek ve yürüyeceksin. Kırılacaksın belki, kıracaklar kimi zaman seni,için belki kan ağlayacak ama sen hasbiyALLAH diyecek ve yürüyeceksin. Duranlar olacak, yolu terk edenler, belki yoldan çıkanlar, belki yolda saraylar yapanlar, belki geri dönenler ama sen yürüyeceksin. Ağlayacaksın belki, belki ağlatacaklar seni ama sen gözyaşını azığın yapıp yürüyeceksin. Belki kıymetin bilinmeyecek, belki kadir kıymet bilmezler kıymet bilmeyecek, belki halin sorulmayacak, belki vefasızlar seni unutacak ama, sen ev vefalı dostun yolunda yürüyeceksin. Eğilenler olacak, belki yolu satanlar ama, sen dimdik yürüyeceksin. Yolda yalnızım sanma, yürüdüğün yollu sakın başa kakma bil ki bu yolun yolcularının dostu ’tır… Bismillah de, hasbiyALLAH de ve yürümene devam et… Elbette ulaştırılacaksın varılması gereken yere bir gün… November 17 rabbim sevgin çok büyükSeni tanıma mutluluğunu, Seni dost edinme mesutluğunu yaşayamayanlara üzülüyorum... Onların elleri açılmak istemiyor mu Sana? Onların kalpleri hiç mi özlem duymuyor Sana? Onların dilleri Sen in adını zikretmek istemez mi? Onların bütün uzuvları Seni ister biliyorum ama nedir onlara bu hasreti çektiren, nedir Sana kavuşmalarını engelleyen? Nedir onları Sen den alıkoyan? Ey güzeller güzeli Rabb im, Ey Allah(c.c.) ım! Ey duaları geri çevirmeyen Rahman! Sana bütün gücümle, bütün kalbimle ve kalbimin tercümanı olan gözyaşlarımla yalvarıyorum. Seni tanımayan biçarelere de göster kendini. Tattır onlara sevgini... Bilsinler ne büyük bir aşk olduğunu. Bilsinler Senin alemlere Rahmet olan Resülünü. Bilsinler Senin affediciliğini. Onlar da gelsin Senin mağfiret kapına. Onlar da istesin Seni bizim istedigimiz gibi... Rabb im hayatında hiç Sana ibadet etmemiş, içinde hiç Allah(c.c.) aşkı olmayan, imana susamış ama susuzluğunun kaynağını bilmeyen bu insanlara hidayet nasip et ne olur! Ne olur Allah(c.c.) ım Senin içime koyduğun sevgiyle sevdim ben onları. Senin rızan için arkadaş dedim onlara. Rabbim ben sadece bu dünya için sevmiyorum. Sevdiğim herkesi ahirette de birlikte olayım diye seviyorum. Sana gelirken onlarla birlikte geleyim diye seviyorum. Yani Yunus gibi herkesi Sen den ötürü seviyorum... Allah(c.c.) ım! Ya sarılırsa yakama, ya bana derse o Büyük Günde, Neden anlatmadın bana Rabbini? Neden anlatmadın bana cennet-cehennemi? Neden Rahmet Peygamberinden söz etmedin? Neden bu ilahi düğüne beni de davet etmedin? Sen benim arkadaşım değil miydin? Hani arkadaşlar birbirlerine herşeyi anlatırlardı. Sen bana neden anlatmadın? Bana neden bugünden haber vermedin? Neden, neden, neden? Allah(c.c.) ım! Ben ne yaparım bu soruların karşılığında? Ne cevap veririm, nasıl dayanırım? Omuzlarım kaldırır mı bu yükü? Öyle bir yük, öyle bir yük ki Sana ve Resülüne kavuşmanın sevincini yaşatmayacak bana. Çünkü bir şeyleri eksik bırakmışım ben dünyada. Haketmemişim ben bu sevinci.. Tam Sana kavuştum derken bu arkadaşımın hakkının altından nasıl kalkarım, nasıl öderim bu vebali? Rabbim Sen istersen, Sen ol dersen ne olmaz ki! Allah( c.c.) ım onları da aramıza kat. Onları da Sana yönelt. Onlar da sevsin Seni. Seni sevince zaten bulacak bütün güzelliği, bütün doğruluğu. Seni sevince ölümü de sevecek, peygamberleri de sevecek. Herşeyi, herkesi sevecek. Seni seven neyi sevmemiş ki? Ben acizim, birşey yapamıyorum duadan başka. Elimden fazlası gelmiyor. Senin sevgini yine ancak Sen koyarsın onların kalbine. Sen yöneltirsin onları Kendine. Allah(c.c.) ım! Yapabildiğim tek şey şu anda gözyaşlarımla birlikte elimi açıp sana yalvarmak. Yalvarıyorum hidayet nasip et onlara. Asıl mutluluğu ver onlara ve onlar gibilere... Ver onlara Allah(c.c.) ım sevgini! Yağdır Rahmetini! Ve beni de bütün Müslüman kardeşlerimi de affet Rabbim. affet Rabbim... affet Rabbim... affet Rabbim... November 15 Sorma Bana Hangi Aşk DiyeSorma Bana "Hangi Aşk" Diye MURAT BAŞARAN
October 14 AşkAşk herşeyi tek bir şeye bağlar..
Aşk, BİR' i görmek, BİR'i istemektir..
Hz. Mevlana (k.s) buyurmuş ki: "Aşk davaya benzer, cefa şahide. Şahidin olmadan davayı kazanamazsın ki..." October 12 "A"yn "Ş"in "K"af (3) عشقŞafakta ağlaşan umutlar Avuçlarında beslediği korlarla nutuk çeker Ölünesi düşlerle örselenmiş toprakta Şakaklara dayanmış rüveyda hançerin sancısı, Mehtapta yakamozun meramını anlatır Ayn, Şın ve Kaf… Kurşuni sözlerden arındırılmış Firak zincirlerin ölüme tahammülünde Üşüyen çiğ tanelerinin nedâmetidir Ayn, Şın ve Kaf… Zindanın buhranına aldanmayıp Boşluksuz kuyulara atılan Serçe yüreğinin titremesidir Ayn, Şın ve Kaf… Sedef sedef açılan Nazlı kelebeklerin kanat çırpması Sükûta bulanmış nefeslerle Soluk soluğa kaldığı bir muştudur Ayn, Şın ve Kaf… Müebbet özlemlerin mahzun yazgısı Hasretle bekleşen kumruların şarkıları Ateşin ortasında gülistanı sulayan yaşların Neşteri kanlanmış acıların isyanlarına Vefa gösteren darağaçların çığlıklarıdır Ayn, Şın ve Kaf… Yılgın akışların tortularında birikmiş lavlarla Mezarları utandırma pahasına Yağmur damlalarında yeşermiş umuttur Ayn, Şın ve Kaf… Kanlanmış gözyaşların aforizmasıdır Ayn, Şın ve Kaf… Konuşulan konu Vermek O’nundur, almak O’nun. Vermek dilediğinde, istemek verir, hakkıyla isteyene açar hazinesini..
Alıntı Vermek O’nundur, almak O’nun. Vermek dilediğinde, istemek verir, hakkıyla isteyene açar hazinesini.. "A"yn,"Ş"in,"K"af (2)"Yaşadıklarını üç harften görenler, çözemezler gizini. Bilmezler ki ayn'ın içi Cennet, şin'in içi Cehennem ve kaf'ın içi de Araftır... " Bu gece yıldızları saydım senin için. Uykusuzları saydım; sevdasından, derdinden, dermanından ya da bilemediğim türlü imtihanından dolayı gözlerini kapatamayanları saydım bu gece. Etrafında pervanelerin seyr-ü seferini gördüğüm ne kadar şule-feşan varsa, sana yaktım. Zordu inan, tüm ışıklarını söndürmüşken bana; debdebesiyle tir tir titrediğim ateşler yakmak sana. Bu imkansızlık hüznünün dehlizlerinde kaybolarak, içimdeki bitimsiz korkuyla bağırarak dökmüyorum sahipsiz benliğimi Yaradana. Hafi bir zincirle düğümlüyorum dilimi. Çözülürse yanacağım sanki, eriyecek ve biteceksin sen de, taşıdığım can gibi. Haliyle sakinleşmiş, kal ehlince vazgeçmiş lakin hal ehlince sabr-ı sukuna ermiş bir aşığın gördüğüdür gözlerim. Şimdi, ne bilecek bakıp da görmeyen ehl-i kibir, sevgilinin gamzesiyle gam/zede aşığın halini. Sevgili katında yaş tüketmek demek, demirden havanlarda sabırdan nehir kenarlarında dövülmek, yumuşamak ve dahi temizlenmek demek. Her gün doğumunda Yusuf'u kaybedip ve her gün batımında yeniden bulmak lakin ne feryad edip ağlamak ne de sevinçten çılgına dönmek demek. O belde-i mukaddeste bulunmak demek, her çark edişinde yalan dünyanın, asude bir meşk-i hayale dalıp; ruhu bedenden ayırmak, seyreylemek hikmet deryasına çağlayan nehirleri ve dahi kaybolmak sularında ama asla boğulmamak demek. Ahir zaman aşkları! Yaşadıklarını üç harften görenler, çözemezler gizini. Bilmezler ki ayn'ın içi Cennet, şin'in içi Cehennem ve kaf'ın içi de Araftır. Cennete gönüllü sürgün, metrelerce kuyrukla girenler, sıra aşkın Cehennemine geldiğinde koşarak kaçarlar. Lutuf penceresini açmadan yola koyulurlar. Ve Araf. Ah Araf! Ah kaf dağının gizi ve Zümrüd-ü Ankanın varisi. Ne tatlı dil, ne sert bakış. Ne gerçek ne yalan. Ne var ne yok. Araf gözlerin gibi, benim Arafım senin adın!!! "A"yn,"Ş"in,"K"afAyn,şin,kaf:Aşk... Aşk var olma sebebindeki gizemi çözmek...Çok özel ve güzel olan Rahman'da bakileşen, insanda acının oluşturduğu bir olgunlaşma...Dem-be-dem O'nunla beraber olmak...Her lahza özlem duymak, varlığı karşısında yok olmak... Ayn... Şin... Kaf.. ...AŞK... Hz.İbrahim in ateşe atıldığı zaman ki teslimiyettir, Hz.Eyyub un hastalığa karşı sabrıdır, zaferidir, Hz.Davud un sesidir, eliyle demire şekil vermesidir, Hz.Musa nın kızıldenizi ikiye bölen asasıdır Hz.İsa nın kokusunu bile hissettiği Son Peygamber i müjdelemesidir Hz.Muhammed in a olan teslimiyetidir Hz.Muhammed söylüyorsa doğrudur diyen Hz.Ebubekr in sadakatidir Hz.Ömer in adaleti bile hayran bırakan adilliğidir Hz.Osman ın şeytanı bile utandıran hayasıdır, edebidir Hz.Ali nin cesaretidir, ilmidir Hz.Hüseyin in haksızlığa karşı yürümesidir, şehadetidir Hz.Yunus un cenneti istemeyip a "Bana Seni gerek Seni" demesidir Çöllere düşen Mecnun un gözlerinin dağlanmasıdır Bülbülün güle ötüşü, ölen sahibin başında bekleyen attır Ezan-ı Muhammed-i okununca felaha, kurtuluşa, namaza koşmaktır Kur'an-ı Kerim okununca anlamasan bile onu kalbinde hissetmektir Gönülden gelen bir Kelime-i Şehadettir ve Rasulunun adı anılınca göz yaşı dökmektir İSLAM ı doya doya yaşamaktır. Aşk; Sadece kuru bi sevgi yada sonu belli bir macera hevesi değildir, Cânân'la bir CAN olmaktır, onu hergün daha fazla sevmektir, Aşk; sadece seni seviyorum demek değil, ALLAH için sevmektir.. September 30 bir bayram hikayesi... Çocuk ve elbise...Yaşlı adam bir konfeksiyon mağazasının vitrine uzun uzun baktıran sonra ilerideki yeşillikte oynayan çocukların en zayıfına dönerek “Küçüüük!” diye seslendi , “Bana biraz yardımcı olur musun?” Çocuk, hafta sonlarında yaptıkları misket oyununu ilk defa kazanmış olmasına rağmen arkadaşlarını bırakıp geldi. 7-8 yaşlarındaydı ve üzerindeki elbiseler tek kelimeyle dökülüyordu. Yaşlı adam çocuğu, saçlarını aksadıktan sonra “Vitrindeki elbiseyi giymeni istemiştim. Bakalım üzerine uyacak mı?” dedi. Çocuk bu teklifi ilk önce şaka sandı. Ama adam son derece ciddiydi. Onunla birlikte mağazaya girerken ilk önce rüya da olup olmadığını, daha sonra da şimdiye kadar yeni bir elbise giyip giymediğini düşündü. Genellikle aile deki büyük çocuğa alınan veya komşular tarafından verilen giyecekler elbiselerin ona dar gelmesiyle birlikte ortanca kardeşe kalır, birkaç sene sonra da dizleri aşınmış veya delinmiş vaziyette kendisine yamanırdı. Ama her zaman hasta dedikleri babasının ne kadar zor para kazandığını bildiğinden, bu işe bir kere bile itiraz etmemişti. Şimdiyse ilk defa yeni bir elbisesi olacaktı. Üstelik bayram a üç gün kala… Çocuk yaşlı adamın gösterdiği elbiseleri giydiğinde büyümüş olduğunu ilk defa fark etti. Hepsinin üzerine giydiği kaban bir başkaydı ve artık üşümeyecekti. Çocuk misketleri onun cebine bıraktığında iyice keyiflendi, irili ufaklı misketler gayet derin olan ceplerin bir köşesinde kalmıştı. Demek ki her bir cep en az elli misket alabilirdi. Yaşlı adam çocuğu sağa sola döndürdükten sonra elbiselerin paketlenmesini istedi. Ve iş tamamlandığında tezgâhtara dönerek “Elbiseleri torunuma alıyorum.” Dedi, “Kendisine sürpriz yapacağım için onları bu çocuğun üzerinde denedim.” Çocuk bir anda beyninden vurulmuşa döndü ve ne diyeceğini bilemedi. Ama artık büyüdüğüne göre bir şey belli etmemeliydi. Aynaya son bir defa baktıktan sonra üzerindekileri yavaşça çıkartarak bir kenara fırlattığı eskileri giydi. Adam elbiselerin torununa uyacağından emindi. Yaptığı hizmet için çocuğa bir ciklet parası vermek istediğinde onu yanında göremedi. Haylaz velet, belli ki bu işten sıkılmıştı. Çocuk arkadaşlarının yanına döndüğün de bir kenara çekilerek onları seyretmeye koyuldu. Ve bütün ısrarlara rağmen oyuna katılmadı. Arkadaşları, “Niçin oynamıyorsun?” diye sordular, “En güzel misketleri sen kazanmıştın.” Çocuk inci gibi yaşlar süzülen gözlerini arkadaşlarından kaçırmaya çalışırken “Misketlerim bu elbiselere yakışmayacak kadar güzeldi.” Dedi, “Bu yüzden onları bayramlık kabanımın cebine sakladım!” September 18 namaz...Bir gece kalkarsınız Çünkü bilmediğiniz bir şey uyandırmıştır sizi Gecenin yarısında ve en sessizinde. Ve hemen anlarsınız o şey namazdır. Besmele çekersiniz, ve abdeste koşarsınız, bütün azalarınızla... Gecenin o zifiri karanlığında abdestin nuru aydınlatır odanızla beraber alnınızı, kalbinizi, Doldurur nurla içinizi... Ve dün geceden sizi bekleyen seccadeniiiiz, tesbihiniiiz... Usulca aralarsınız dolabın kapısını Alırsınız seccadenizi tesbihinizi... Elleriniz değince tesbihinize, seccadenize Dokunur seccadeniz, tesbihiniz kalbinize... Ve yavaş yavaş açarsınız kat kat seccadenizi, Korsunuz yanıbaşına katlanmiş tesbihinizi... Sanki o anda kat kat açılan seccadeniz değil de Yedi kat semanın kapılarıdır size... Ve niyet edersiniz Rabbim Allahım ey Rahman ey Rahim dersiniz Affımı diliyorum Huzuruna kabulümü umuyorum Miracımı istiyorum Kabul eder misin? divanına durmamı Kabul eder misin? huzurunda ellerimi bağlamamı, kıyamımı, kıraatımı... Ve bana yardım eder misin? rukümla senin önünde eğerken nefsimi kalbinizin en sessiz ama en derin yerinden Allahım dersiniiiz Ve dudaklarınızın arasından dökülüverir sessiiiz haykırışınız: Dizlerim, ellerim ve alnım hep beraber yere değdiğinde Secdeye vardığımda Nasiplendirir misin? bu günahkar kulunu azıcık ta olsa rahmetinden Evet, biliyorum buna layık değilim Her gün, her saat, ve her dakika günah işliyorum, sana isyan ediyorum, sana karşı geliyorum. Ama yine de bunu istiyorum Pişmanım Kusurlarıma, eksiklerime, hatalarıma, günahlarıma Söz veriyorum sana, tevbe ediyorum pişmanım Bir değil, yüz değil, biiin defa tevbe ediyorum günahlarıma... Allah en büyüktür dersiniz Bırakırsınız arkanızda bu dünyaya ait her ne varsa Ve başlarsınız namazınızı edaya Artık önünüzde sadece kabe ve bir de o serdiğiniz seccade vardır... Ve sanki başınızın üstünde uçmasından korktuğunuz bir kuş varmışcasına kıyamda durursunuz Hiç kıpırdamadan... Ellerinizle birlikte bağlarsınız Rabinizle aranızda bir bağ... Okursunuz kitabınızı, Kur'an'ı Kerim'i... Şimdi kaçar sizden şeytan, en büyük düşman sizinle birlikte eğilir Gün boyu savaştığınız nefsiniz... Eğilmişsinizdir fakat bir o kadar da yükselmişsinizdir Huşunuzla göklere erişmişsinizdir Artık kalbiniz farklı atmaktadır Ruhunuz özgürdür Heyecanınız artmıştır Çünkü sırada secde vardır Rab'le buluşma anı vardır Bırakıverirsiniz secdeye usulca Sırasıyla dizlerinizi, ellerinizi ve alnınızı. Yavaş yavaş Usul usul karanlık geceyle birlikte fısıldarsınız: Sübhane rabbiyel ala Sübhane rabbiyel ala Sübhane rabbiyel ala... İçiniz dolmuştur Çünkü kalbiniz mutmain olmuştur Ve en sonunda başınız öne eğik oturursunuz Tahiyyatı okursunuz selam sana dersiniz ve rabinizin selamını alırsınız sonra Fahr-i kainat efendimizi yönünüzü döndüğünüz kabenin mimarı İbrahim (a.s)ı selamlarsınız Ve sonra yine selamlarsınız Gece gündüz hep sizinle olan Amellerinizi yazan Sizi koruyan meleklerinizi yavaş ama bir o kadar da sessiz... çünkü vakit seher her şey sessiz Artık namazınız bitmiştir elleriniz açılmıştır vakit dua vaktidir kalbiniz bir bir sıralar dualarınızı der amiiin sessiz dudaklarınız yatakta bıraktığınız uykunuz banıbaşınızda melekleriniz önünüzdeki seccadeniz ve bir de tesbihiniz Konmuştur açılan ellerinize affınız,istekleriniz, arzularınız dolmuştur kalbinize huzurunuz, sukunetiniz ve mutluluğunuz fincanın ummana sevdası...![]() Sevgili, Korkuyorum… Seni bulamamaktan, bulduğumu sanmaktan, bulup da kaçırmaktan, bulduktan sonra hakkıyla yaşamamaktan korkuyorum. Bulmayı arzulamak ne kadar karşı konulmaz, bulmak ne kadar uzak… “Bulma”yı umut etmekse; hayat kaynağım, dayanağım, varlığım… Sana kavuşmak ne kadar “var olmak”sa benim için, seni kaybetme korkusu o kadar “yok olmak”. Ne varlığımdan eminim ne de yok olduğumdan. Bu masalın sonu nerede, nasıl biter, murada erer-miyim bilmiyorum… Sevgili, içimde gamlı bir sonbahar ezgisi… Hasretim dağlarca omzumda… Hasretim, ağzından alevler saçan ejderha… Ah, bu ince sızı! Ah, “bu sebepsiz hüzün”! Ah, tüm ayrılıkların acısını yüreğime taşıyan, Adını bir türlü koyamadığım kara sevda… Ağlamak, kelimelerin ardına sığınmak, çözüm değil. Sevgili, Demişsin ki: “Ne yere ne de göğe sığmadım, mü'min kulumun kalbine sığdım”. Kalbime baktım minicik bir fincan, Senin aşkın sonu olmayan engin bir deniz, uçsuz bucaksız umman. Fincan denize müştak, ummana sevdalı… Aşkın, yaralı kalbime şifa… Aşkın çok ağır… Kalbim şu haliyle bu yükü kaldıracak kalp değil… Bana senin yükünü, hakkıyla taşıyacak kalp ihsan eyle… (Âmin) September 03 hadi, hazır mısınız???Haydi artık sözler sükut etsin..vuslat anı.. Hadi hazır mısınız...? Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki O'na olan sevginiz olsun.. göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız.. Işte dost nedir bilmek mi istersiniz.. menfaatsiz.. korkunuz olmayacak.. acaba demiceksiniz.. acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmıcak yüreğinizde çünkü O vaat ediyor.. severseniz severim.. ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak.. sevginizin karşılıksız kalmıcanı bilmek.. şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta.. onca sevgiliye bir çare bir derman.. yürek yakmayan.. yüreğe serinlik veren bir dost.. vedud olan bir dost.. rahman olan bir dost.. rahim olan bir dost.. gafur olan bir dost.. sözünde sadık olan bir dost.. surete değil sirete bakan bir dost.. Dost.. dost.. dost.. diye inleyene Gel.. gel.. gel.. diye nida eden bir dost.. Ben seni sevdim diyene gel kulumsun diyen bir dost.. suretimle.. maddemle değil.. yüreğimle acziyetimle geldim diyene rahmetinle.. şefkatimle.. inayetimle karşılandın diyen bir dost.. Haydi yandıysa yüreğiniz.. yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi.. sevginiz hep sevgisiz kaldıysa.. yüreğinize değer verilmediyse.. artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki O''göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız.. O dost ise yürekte serinlik var O dost ise yürekte huzur var O dost ise yürekte coşku var O dost ise yürekte yürek var... Ve O.. eğer O sevgili ise aşık olunan ise.. İşte o zaman yürekte olana tarif yok.. İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok.. İşte o zaman yürekte olanı söylicek dil yok.. İşte o zaman O var.. ve O var ise.. Haydi artık sözler sükut etsin.. bırakın yürekleriniz konuşsun.. Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun.. göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun.. yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun.. sevgilinin size nasıl tecelli ettiğini işte o zaman.. işte o zaman anlıcaksınız.. ve işte o zaman anlıcaksınız O dost ise her şey dost O sevgili ise her şey sevgili... “. . . . .” Buraya Onun Adını Yaz...Kimin mi? Hani o, seni en çok üzenin, en kızdıranın.. Eşin belki..Belki de annen-baban.. Ya da kardeşin, komşun, en iyi arkadaşın.. Artık, seni inciten ve de “kıymetlin” her kimse, işte onun.. Yaz adını buraya; “. . . . .” ve ekle; “. . . . .” Öldü! Yok artık! Ne bir daha bu eve gelecek, ne telefon edecek, ne de bir daha karşılaşacağım onunla! Artık “. . . . .” Yok! Öldü O.. Hiç olmayacak bir daha.. -------- Bundan sonra, aranızda geçen olayları düşün.. Hani seni çok inciten, üzen-kızdıran ve “Asla!” dedirten her yaşanmışlığı.. Gör bak, nasıl bomboş ve anlamsız gelecek.. Ölümün değdiği her şey nasıl silikleşecek, nasıl artık fonda kalacak hayat!.. Aniden değişecek paradigmalar! “Neden?” diyeceksin..”Neden kırdım ki onu?” “Şu üç günlük dünyada değer miydi?” Ve.. Tarifsiz sızlayacak yüreğin.. -------- İşte bak dünya bir an! Bir varmış, bir yokmuş.. Giden asla geri gelmiyor ve insan “keşke” diye bir ömür boyu yürek sızılarıyla kalıyor sonra. Böyledir ölüm..Ansızın gelir ve keskin bir bıçak gibi ayırıverir dünyaları.. Ve bizler, hep “ölecek yaşlarda” olduğumuz gerçeğini bile bile, görmezden gelir, hiç ölmeyecek gibi yaşarız.. Oysa geçen her saniye haykırır bize; “Ölüm var heyy!” -------- Bir ebemkuşağıdır ölüm.. Her giden hep “sırma saçlı-badem gözlüdür” ya hani.. “. . . . .” Öldü diyerek işte, şimdi değiştir paradigmaları!.. Ve en bâdem gözlüne sımsıkı sarıl! Bırakma sakın!.. Bak, tik-taklıyor zaman; “Ölüm var heyy!” -------- İşte bu, “Ölmeden önce ölmek” yani Olmak sırrındandır.. Ve bundandır “Her vakit ölümü hatırlayın!”diye emredilmesi.. Sırra eren, hiç “keşke” demeyecek. -------- Ve.. Nasıl hayattayken öldürüp de gayrımızı, sıfırlıyorsak ona karşı içimizi, aklımızı-yüreğimizi.. Nefsimize de böyle yapmalı!..Sıfırlamalı dâim.. Sınır dışı tüm arzu ve dayatmalarını, ölüm silgisiyle silivermeli.. Ölmeden Ölmeli!.. Ölmüş olan, hiç dünyaya tapar mı? “Şunu, şunu da isterim” der mi? Ölmüş olan, yalan-kötü söz söyler mi? Ölmüş olan, haset-zulüm eder mi hiç? Ölmüş olan, benlik davası güder, kin tutar mı? Ölmüş olan, incinir mi? Ölmüş olan, İncitir mi hiç? ? Gelin ÖLüverelim hadi!.. OLuverelim.. Ayşe Reşad elde var aşk...Yüreğini siper et. Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum” deme sakın.
Göğsüne yüreğinden başka muska takanlar yorulurlar. Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var mı, ona bak. Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata dönüştüren bir iksirdir. Acıya aşık olanların “Ey tabib elden gelirse yâremi gel emleme… Yar elinden gelmedir bu yâreyi merhemleme…” diyenlerin sırrı burada yatmaktadır. Bu sırrı bulanlardan biri, sevdanın başöğretmeni öyle demiyor mu: “Ben hüzünlerin Peygamberiyim.” Aşk varsa eğer, sen değil dağlar sallansın. Acıyı aşkla bal eylemeye bak. Sür merhem diye yürek yaralarına, hayalinin ve umudunun kırık yerlerine, içinin Karacaahmed'e dönmüş bölgelerine. Aldırma hainlere, ihanetlere. Onlar acıyı aşka dönüştürmemiş zavallılardır. Onlar, muhteşem acılara pespaye sevinçleri tercih eden aşk sefilleridir. Unutma, bin sevincin vermediğini bir acı verir. Acını, aşkın santralinde bitimsiz bir enerjiye dönüştürmeye bak. Hatırla ki yürek yürek nükleer güç merkezidir. Seven ve inanan bir yürekle hiçbir atom santrali boy ölçüşemez. Bil ki, umuttan söz ettiğin her dem aşktan söz ediyorsunuzdur. Çünkü umut aşkın çocuğudur. Aşksız umut, plastik bebekler gibidir; oynar, eskitir ve atarsın. “Umudum tükendi” deme, doğrusunu itiraf et, aşkının tükendiğini… Sahi, aşk tükenir mi? Evet, eğer ölümlüden, ölümlüye ve ölümlü adına ise tükenir. O, aşk suretinde görünen tutkudur. Tutku tutuklar, aşk azad eder. Bir duygunun aşk mı tutku mu olduğunu anlamak istersen, rengine bak. Rengine bak, kara sevda mı, ak sevda mı? Sevdanın karası köleleştirir, akı özgür kılar. Özgür kılan aşka muhabbet denir. Muhabbet, yüreğe düşmüş bir tohumdur; “her başka yüz dane veren yedi başak” gibi, yediverendir o. Muhabbet insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesidir. Herşey harcadıkça tükenir, muhabbet asla. Muhabbet müebbeddir. Üzerine üzerine gelen karanlığın kara yüzlü, kara vicdanlı, kara güçlerini, aşkın siperine sığınarak püskürtebilirsiniz. Onlar kaybettiler, onlar nefretin eli kanlı temsilcileri… Sen kazandın, çünkü sen aşkın cephesinde yer aldın, aşkın ve aşkının. Hesabını yaparken tarihi unutma, coğrafyayı unutma. Acıyı unutma, sancıyı unutma. Melekleri, Sakarya'yı, Nil'i, Tuna'yı, Fırat'ı, Dicle'yi unutma. İstanbul'un, Kahire'nin, Bağdat'ın, Şam'ın Mekke'nin çocukları olduğunu unutma. Senin kara, sarı beyaz kardeşlerin olduğunu, yüreğinin Asya, Afrika, Afrika, Avrupa, Amerika taraflarının olduğunu unutma. Fakat, hesabını yaparken kesinlikle şöyle başlamalısın: ”Elde var aşk” August 31 hoşgeldin ya şehr-i ramazanHOŞ GELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZANHoş geldin ey sevgili! Hoş geldin ayların sultanı! Hoş geldin gönüllerimizin dermanı ve ruhlarımızın âb-ı hayatı! Hoş geldin ey vahyin nâzil olduğu mübârek Kur’an ayı… Hoş geldin ey ‘bir ömre bedel bir gece’ye ev sahibi olan gufrân ayı… Hoş geldin ey “rahmet, mağfiret ve cehennemden kurtuluşa vesile olan” sınırsız ihsân ayı... Hoş geldin ey günahların hazan mevsimi, sevapların harman ayı… August 30 sen sonum ol...Ey affetmeyi seven Rabbim, sil göz yaşlarımı.. Sen teselli et beni, serinlik sun şu bağrıma... Vardır bunda da bir hayır.. Hayırlı kederlerimi sen sevdir bana!.. Tıpkı geceye saçılan yıldızlar gibi, Ömrüme ışık olsun, sıkıntı anlarımda ettiğim dualar.. Hüzünlerde olgunlaştır beni.. Sen yolum ol! Sen sonum ol! ... |
||||||||||||||||||||||
|
|